“Kandan kına yakan var mı
Kandan kına bre yezit
Yakınıp da onan var mı
Sen yarını ne sanırsın
Yarın vuran bre yezit
Bu dünyada barınır mı
Nasıl kıydın şu sabaha
Ürkmedi mi ellerin
Ellerin bre yezit
Ekmekten korkmadı mı
Nasıl kıydın şu insana
Kolların bre yezit
Kırılıp sarkmadı mı
Kanlı el kanlı ekmek
Sofra değil leş başı bu
Sofra değil bre yezit
Sardı dünyayı kokusu
Sevmek ağlamak gülmek
Hakkın değil bre yezit
Seninki kahpe korkusu
Akrep desem yılan küser
Yılan desem sırtlan kızar
Soyun sopun bre yezit
Bu susar o susar
Susmaların bre yezit
Elbette ki bir sonu var
Nasıl kıydın şu güzele
Yok mu senin sevenin
Sevenin bre yezit
Şu dünyada tek sevenin
Nasıl kıydın şu cana
Sevilenin bre yezit
Sevilenin yok mu senin
Yaratanım dünya dünya
Yaşatmaktan bıkılır mı
Kan dökerek bre yezit
El içine çıkılır mı
Nasıl kıydın şu yarına
Kandan kına bre yezit
Kandan kına yakılır mı”
Hasan Hüseyin Korkmazgil
On Ekim İki Bin On Beş… Ankara’da patlayan
bombalarla insanların parçalandığı, parçalarının kucağımıza, yüreğimize yağdığı
gün… Ankara’dan bilmem kaç bin kilometre uzakta, Dünya’nın her yerinde, Ankara’nın
meydanında parçalanıp öldürülenlerin kanı damlıyor bugün insanlığın saçlarından.
Dünyanın öteki ucundaki
“insan”, hiç tanımadığı, görmediği, adını, dilini bilmediği onlarca “insanın”
katledilişine isyan ederken, elleri ceplerinde, sırıtarak yanı başımızdan geçip
gidiyor “üç karanlık yüz”! Orada toplananların yasıyla, acısıyla dalga geçerek
ve sövüp süpürerek geçip gidiyorlar geride karanlıklarını bırakarak. Donup
kalıyoruz Burhaniye Cumhuriyet Meydanı’nın göbeğinde. Bırakıp gittikleri soğuk rüzgâr
yüreklerimizde kasırgalar estiriyor. Elinde barışa dair bir döviz tutan,
acısını gözlerinden damla damla akıtan bir kadın, üstüne sıçrayan karanlığın
etkisiyle olsa gerek, “Yeter! Barış istemiyorum artık,” diyerek elindeki kâğıdı
buruşturarak yere fırlatıyor. Bir an “kime ne anlatıyoruz ki?” çukurunda, bize
de bulaşan, hatta yüreğimize kadar giriveren karanlıkla debelenirken buluyoruz
kendimizi. Neyse ki uzun sürmüyor, akıl geri geliyor yanımıza.
Hangi kelimeleri seçelim de, o kelimeleri
nasıl yan yana dizelim de, bilmeyenin, gerçeğin önüne çekilen perde yüzünden göremeyenin,
hatta o perdenin bile farkında olamayanın yüreğine ulaşsın gerçek!
Aşağıda adı yazılı
canlar kulağımıza şöyle fısıldıyorlar sonra…
Abdullah Erol
Abdulselam Çetin
Ahmet Elhadi/Alkhadi
Ali Kitapçı
Ali Deniz
Ali Deniz Uzatmaz
Ayşe Deniz
Azize Onat
Başak Sidar Çevik
Berna Koç
Bilgen Parlak
Binali Korkmaz
Canberk Bakış
Derici Erbasan
Dicle Deli
Dilan Sarıkaya
Dilaver Karharman
Ebru Mavi
Ekin Aslan
Elif Kanlıoğlu
Emine Ercan
Emir Ercan
Emre Karataş
Ercan Adsız
Eren Akın
Erol Ekici
Fatma Esen
Fatma Karabulut
Fatma Eşe
Fatma Karakurt
Feyat Deniz
Gökhan Akman
Gökhan Gökbölü
Gökmen Dalmaç
Gözde Aslan
Gülbahar Aydeniz
Gülbahar Aydın
Gülhan Elmascan
Güney Doğan
Hacı Kıvrak
Hakan Dursun Akalın
İbrahim Atılgan
İdil Güney
İhsan Deniz
İsmail Kızılçay
İzzettin Çevik
Kasım Otur
Kemal Tayfun Benol
Kenan Mak
Korkmaz Tetik
Kübra Meltem Mollaoğlu,
Leyla Çiçek
Mehmet Ali Kılıç
Muhammed Zakir Karabulut
Meryem Bulut
Mesut Mak
Metin Peşman,
Metin Kürklü
Muhammet Demir
Murat Orçun Çalış
Nevzat Sayan
Nilgün Çevik
Nizamettin Bağcı
Nurgül Çevik
Onur Tan
Orhan Altıntaş
Osman Ervasa
Osman Turan Bozacı
Özver Gökhan Arpaçay
Ramazan Çelik
Ramazan Tunç
Resul Yanar
Rıdvan Akgül
Sarıgül Tüylü
Selim Örs
Serdar Gül
Sevgi Öztekin
Seyhan Yaylagül Yıldız
Sezen Vurmaz Babatürk
Şebnem Yurtman
Tekin Aslan
Umut Tan
Uygar Coşkun
Vahdet Öyke
Vahdettin Uzgan
Vedat Erkan
M. Veysel Atılgan
Yılmaz Elmascan
Yunus Derice
Ziya Saygın
Aycan Kaya
Orhan Işıktaş
Ramazan Çalış
Nevzat Özbilgin
Cemal Avşar
Mehmet Teyfik Dalgıç
Nurullah Erdoğan
Abdülbari Şenci
Bedriye Batur
Filiz Fatma Batur
Sevim Şinik
Niyazi Büyüksütçü
Ümit Seylan
Gazi Güray/Güral
Ahmet Katurlu
Serdar Ben
Mehmet Hayta
Adil Gür
Sabri Elmas
Erhan Avcı
Tarih
On Ekim İki Bin On Beş… Saat On Sıfır Dört… Yukarıda adı yazılı bizler barış
istediğimiz için, sadece bunun için paramparça edildik. Kanımız, suç örgütü
mafyanın hiç çekinmeden, pervazsızca daha önce duyurduğu üzere oluk oluk aktı
başkent sokaklarına… Cebimizde silah yoktu, sevmeyiz o soğuk metali. Biz
çiçekleri, çocukları, kuşları, bilimi, müziği, ağacı, denizi, şarkıyı, türküyü,
sohbeti, halayı severiz. Bütün bunların var olabilmesinin tek koşulu olan barışı
severiz bir de.
İnanmıyorsanız;
onun, bunun, kedinin, köpeğin, ağacın, kuşun, senin, ötekinin, diğerinin yani
hepimizin, yani bütün dünyanın adına barışı istediğimiz için bombayla son bulan
hayat hikâyelerimizi okuyabilirsiniz.
FİLİZ SONSUZ- FİLİZ ENGİN/12EKİM2015

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder