Okan Koparan ile Geleneksel Türk Sanatları üzerine söyleşi- Hat, minyatür, tezhip-4

Filiz- Peki bu sanata yaklaşımla, bu sanatla ilgili algıyla ilgili şikâyetlerin var mı?

Okan- Bahsettiğim gibi yaklaşımlardaki önyargı ilk etapta rahatsız edici. Fakat dinlemek isteyenlere bilgimiz dâhilinde anlattıktan sonra ilgisini çekmeyene rastlamadım. Tecrübesizim, en nihayetinde başıma da gelebilir.

Filiz- Hangisinden söz ediyoruz? Minyatürden mi?

Okan- Geleneksel sanatların tamamından söz ediyorum. Sanat dallarının tamamı ilgi çekici, duygulara hitap ediyor sonuçta.

Filiz- Japonlarda da var?

Okan- Evet geleneksel sanatlar Japonlarda da var. Japon minyatürleri gerçekten çok başarılı… Aynı şekilde İran minyatürleri de…

Filiz- Kanuni zamanında yapılan bir seferle, ustaların getirtildiğini ve yeni bir akımın doğduğunu öğrendim ben araştırmalarımda ve aynı dönemde yeniliklerin de olduğunu…


Okan- Evet, tezhipte İstanbul üslubunun temelleri atılmaya başlanmıştır.(1421-1480 Fatih dönemi ,1481-1512 II.Bayezid dönemi) Osmanlı’da üslup oluşturmak 16.yy dan sonra başlamıştır. İstanbul üslubu dendiğinde 15.yy sonu 16.yy dan bahsediliyor.
Fatih döneminde formlar daire ve mekik formundadır. En çok kullanılan renk çivit mavisidir. Lacivert, kırmızı, yeşil, bordo, turuncu, siyah renkleri dikkat çeker. Motifler iri çizilmiştir. Bayezıd dönemi yenilikler dönemidir.1495’e kadar Fatih dönemi pek değişmiyor. Tezhip sadeleşip durulmuştır ve bir önceki dönemle orta yol bulunup motifler birbirleriyle oranlanmıştır. Bayezid dönemi yenilikler dönemidir. Motifler zariflik kazanmıştır ve fırça kullanımları incelmiştir. Sayfa düzenine yenilik kazandırılmıştır ve 19.yy’a kadar devam etmektedir. Dingin, sakin renkler hâkimdir ve lacivertle altın dengesi çok çarpıcıdır.

Filiz- Renkler ile ilgili soracağım soru var. Ben Osmanlı sanatı dendiğinde mesela çiniyi de bunun içine dâhil ediyorum.

Okan- Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara kadar dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullanmış, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

Filiz- Peki bunlarda lacivert, kırmızı ve turkuaz gibi harika renkler hâkim ama bunların dışında çok çeşitli renk tercih edilmediğini görüyoruz. Bu herhalde o renkleri elde edilemeyişinden kaynaklı?

Okan- Çok çeşitli renkler var…

Filiz- Var mı? Görmedim çinide ya?

Okan-16. yy'da İznik'te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakkaşhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Saydığınız renklerin yanısıra yeşil, mavive kahverenginin kullanımıyla İznik çinilerinde yeni bir devir yaşanmaya başlanmıştır.

Filiz- Peki minyatürde rengârenk doğru, ebru da renkli ama çinide birkaç rengin dışına çok çıkılmadığını görüyoruz. Bu niye olabilir? Ağırbaşlılığı yansıtsın diye olabilir mi?

Okan- Gelişme dönemine girene kadar öyleymiş, fakat 16.yy dan sonra renkler çeşitlenmiştir. Kendi disiplini içerisindeki gelişme süreci diyelim. Evet, ağırbaşlılığı yansıtsın diye olabilir. Motiflerin ve renklerin buluşması çok etkilidir. Dikkat ederseniz saraylarda ve hünkârların kostümlerindeki etkiye bakınca o görkemin etkisi altında kalıyor insan. O dönemlerde saraylarda ağırlanan misafirler üzerinde de çok etkisi olduğu söylenir.

Filiz- Harika bir şey bu.

Okan- Bir kafeye oturduğunuz zaman bile eğer işletme yönetimi hemen ihtiyacınız olan şeyi tüketip gitmenizi istiyorsa ona göre renkler kullanmıştır mekânda. Duvar renklerinden ve içerideki tüm renklerden dolayı dikkatiniz dağılır, sıkılırsınız ve kalkarsınız…


Filiz- Bak bu çok hoşuma gitti. Bu daha yüz yüz elli yıllık bilgi gibi hep algılarız. Bilinçaltına hitap eden simgeler, mesajlar, reklamcılık sektörünün daha çok kullandığını düşündüğümüz şeyler ama bunu tarihimizin yüz yıllar önce keşfetmiş olması…

Okan- Yüzyıllardan bahsetmişken minyatür sanatının doğuşundan da bahsetmek isterim.Orta Asya -270 li yıllarda Uygur Döneminde başlayan minyatür sanatı…’Mani’ bilinen en eski ressamdır,minyatür ressamı..uygur döneminde mani dini resmi din olarak kabul ediliyor (manizm) ve mağaraya kapanıp öncüsü olduğunu dini resimleriyle anlatıyor ve insalarda resimle dini yaymaya başlıyorlar.altın kullanımı o zamanda da karşımıza çıkıyor 8-9-10-11. Yylarda da sürerek değil de kesip yapıştırma yöntemiyle kullanılıyor.

Filiz- Ciltlerin kapağındaki çalışmalar hat mıdır?

Okan- Tezhiptir. Hayvanların derilerinden yapılır ve cild yapanlara mücellid denmektedir.

Filiz- Senin şikâyetlerin neler demiştik?

Okan- Zaman zaman değindiğim gibi bilmeyişin doğurduğu önyargı, karşılıklı saygı çerçevesini bozarak yapılan Osmanlı-cumhuriyet tartışmaları vs…

Filiz- Gericiliğin simgesi olarak mı algılıyorlar? Sanat olarak göremiyorlar mı?

Okan- Cumhuriyet gibi modern bir yönetim şeklinde gericiliğe yer olmadığını biz biliyoruz ve görüyoruz… Yeterli bir cevap diye düşünüyorum ve kötüye giden şeyler için duyarlı bir insan olarak çok üzülüyorum. Sanatla gerici düşünmenin arasında bir bağ olabileceğini düşünmeyenlerdenim. Yüzyıllardan beridir de baskı altında olan doğunun sanat işleri batılıların açık fikirliliğiyle ne güzel yerlere gelmiştir... Batılılaşma özentiliği değil elimizdekinin değerini bilmiyor olmanın gafletinden bahsediyorum.

Filiz- İlk sene mi seçiyorsunuz bölümü?

Okan- Sınavlara giriş başvurusu yaparken girmek istediğiniz üç bölümü tercih ederek çizim sınavına giriyorsunuz. Üç bölümden birisini kazandıktan sonra eğitim süreci başlandığında tüm güzel sanatlar bünyesi ağrılıklı olarak temel sanat eğitimi dersi alıyor ve onun yanında okumaya hak kazandığınız bölümdeki derslerin başlangıçlarını temel olarak alıyorsunuz. Hatta giriş, tezhip sanatı için bezeme dersi gibi… Sonrasında sınıf atladıkça branşlaşıyorsunuz. Sınav giriş kayıt aşamasında da 3 bölüm yazarken doğru tercih yapmakta fayda var. Bir metinde okuduktan sonra çok etkilenmiştim. 1900lerin başında doğan Türk ressam Hasan Kavruk devlet bursuyla Avrupa’ya resim eğitimine gönderilmiştir.

Filiz- Resim eğitimi alsın diye öyle mi?

Okan- Evet. Türkiye’de yaşamış olan ve hayata olan, devlet bursuyla yurtdışında resim eğitimi alan çok değerli hocalarımız var. Bir usta da Tülin Onat’dır. Hasan kavruk picasso’ya ulaşıp –yüksek müsadenizle atölyenizde çalışıp çok şeyler öğrenmek istiyorum dedikten sonra picasso; ülkene dön ve kendi sanatınla ilgilen, varılmak istenilen noktalardasınız diye cevap vermiştir.

Filiz- Okul bittikten sonra eğitim devam ediyor mu?

Okan- Hat sanatı öğrencileri dört yıllık güzel sanatlar eğitiminden sonra bir hattatın yanında uzun süre hat çalışarak ‘icazet’ alırlar. Eğitim süreleri uzundur.

Filiz- Yani usta çırak ilişkisi aslında devam ediyor. Çok meşakkatli bu iş…

Okan- Evet... Hat sanatının ve bütün sanat dallarının buluştuğu yer üzerinde çok çalışmak. Hocanın icazetinden sonra hattat olunuyor.

Filiz- Peki, iyi bir mimardı tamam da, Mimar Sinan iyi bir mutasavvıf mıydı?

Okan- sadece gülümseyebiliyorum ismini duyunca..dünyaya gelen nadir insanlardan… çok iyi bir mimar.. Cemal Süreyya’nın çok güzel bir şiiri vardır mimar Sinan’la ilgili;

“Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de/Bir sen kaldın alçak ey mimar Sinan…” der dizelerinde…

Filiz- Şöyle diyebilir miyiz?  kendisiyle baş başa kalmayı beceren, kendisiyle dinleyen, evreni anlamaya çalışan herkes bu sanat içinde kendisini bulabilir.

 Okan- Kesinlikle. Bu sanat diye genellemeyelim, diğer sanatlara saygısızlık olur. Bütün sanatlarda kendisini bulabilir. İşte burada sanatın evrensel olması devreye giriyor. Bütün sanatlarda herkes kendisini bulabilir. Sadece yapılan işe saygı ve çokca emek.

Filiz- Evet, emek çok. O kesin. Valaa, çok güzel bir söyleşi oldu… Senin eklemek istediğin bir şey var mı? Ben aklımdaki her şeyi sordum.

Okan- Eklemek istediğim bir şey yok. Teşekkür ederim bu güzel sohbet ve güzel sorular için.

             Evet dostlar, sanatçımız Okan Koparan’la söyleşimizi burada noktalıyoruz. Sonuç mu? İyi iş emek ister, sabır ister, yürek ister, ruh ister. Üzerinde çalışacağınız murakkayı emekle üretmek, olgunlaşmasını altı ay beklemek ister. Altı ayda kullanıma hazır hale gelen o kâğıda yüreğiniz elverirse basın kalemi, fırçayı gelişigüzel. Tüm inceliklerden, ruhtan ırak, düşürün kâğıda gölgenizi, içinize sinecekse. Eserinizi karşınıza aldığınızda yürek serinliğiyle bir oh çekemeyecekseniz, bırakın kalsın olduğu yerde. Dostlar görmeyiversin alışverişte.

Fotoğraftaki desen Okan Koparan’a aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder