Eylül güzel bitmişti
ama Ekim ‘in sonları da onu aratmıyordu hani. Berrak bir gökyüzü, kavurmayan
güneşin kararında sıcaklığında, bir pazar güzellemesi yapalım istemiştik.
Kuzeye, daha kuzeye idi
istikametimiz.
Görmediğimiz koylara ,
köylere gidelim istemiştik bugün.
Yolumuz denizle
kesişiyordu kimi. İşte bu kesişmelerde
gün boyu kayalıklar arasında parçalanmış şişme bot parçalarına, turuncu beyaz
can yeleklerine, bir yerlere sıkışıp kalmış kot pantolonlara, tişörtlere şişme
botların içine yan yatmaması ve batmaması için konan siyah plakalara
rastlamıştık deniz kenarlarında.
Suriyeli mültecilerden
geriye kalanlardı bunlar, biliyorduk. Aylan’ın cansız minik bedeni, Ege
kıyılarına vurmadan çok önceleri de buralar, kaçakların umut yolculuğuna çıkmak için kullandıkları yol
güzergahlarıydı. Biliyorduk.
Biliyorduk ama yine de
kısa zaman önce buralardan geçen insanlardan geriye kalanlar içimizi burkmuştu.
Kadın çocuk, yaşlı, hasta….. bir çok
profil çizebiliyorduk onlara.
Tam karşımızda duran
Midilli onlar için kurtuluştu. Oysa orada da istenmiyorlardı. Yurtsuz,
kimliksiz, belki de son kuruşlarına kadar teslim olmuşlardı umut tacirlerine.
Limanın dolgu
taşlarının arasında, dalgalarla bir yakınlaşıp ,bir uzaklaşan çantayı
farketmemiz, geç olmuştu biraz. Saman sarısı renginde bir sırt çantasıydı
denizin içindeki. Kenarları deri ve kahverengi dikişli, demir zımbalı ve kumaştandı.
Sanki o da bize
yaklaşmak, sahibinden kalanları bize göstermek istercesine denizin onu
çekmesine direniyor, gitmiyordu. Dalganın iyice kıyıya sürüklediği esnada
ıslanma pahasına da olsa çantayı denizden almaya karar verdim.
İçinden naylon bir
poşete sarılı ekmek döküldü önce yere. Denizin lime lime ettiği ekmeğin yanında
bir şişe su, bir paket bisküvi, yeşil beyaz kareli bir kadın gömleği, mavi bir
kadın eşarbı, bir de, deri mont vardı. Montun iç cebinde abartılı bir
kabarıklık hepimizin dikkatini çekmişti. Naylona sarılı küçük bir paketi
çıkardığımızda ,Kur’an ve bir ayet parçasının
bu kabarıklığın sebebi olduğunu anladık.
Öylece kalakalmıştım
kadın tarafımla bir sınırda yine. 2013 te Mardin’de Suriye sınırında sormuştum
bu soruyu. Sınır nerde başlar? diye.
İşte yine bir
sınırdaydım.
Denizin iki yakası…
Biri umudun bittiği,
diğeri umudun başladığı iki yer.
Gelenler mi şanslıydı
yoksa kalanlar mı?
Kaç mayından
geçmişlerdi insanlıklarını, onurlarını , duygularını parça parça ettikleri?
Bir kurşunluk canlarını
denize feda etmek mi ağır gelmişti yüreklerine, yoksa bir daha belki hiç
göremeyeceklerinin sızısı mı?
Yaşamak, ölüm kadar
ağırdı oysa onlara.
Çantadan önümüze
savrulan bir hayattı.
Genç bir anneydi belki
çantanın sahibi. Kucağındaki çocuğu gecenin karanlığında ağlamasın diye bisküvi almıştı belki. Su ve ekmekten
ibaretti yiyecekleri. Kaç öğüne bölünecekti ya da kaç çocuğa. Nasıl adil
olabilecekti ekmeğin yoksunluğunda,çocukları arasında?
Soğuk olduğunda giymeyi
düşündüğü montunun cebindeki Kur’an’ın verdiği manevi güçle umutlarını tazeleyen, karşıya sağ salim geçip
geçmeyeceğini bilmese de,bir gün doğduğu topraklara döneceğinin hayalini kuran
genç bir kızdı belki de çantanın sahibi.
Kimi bırakmıştı
arkasında?
En son kime değmişti
yüreği?
Umuda gitmenin
ayrıcalığıyla , geride kalan kimin gözlerinden kaçırmıştı gözlerini ?
Belki de bota bir
kişinin daha binebilmesi için sadece tüm ağırlıklarını atmışlardı. Kur’an bile ağırlıktı o an. Ucunda yaşamın
olduğu karanlığa attıkları adımda, din bile yüktü belki de.
Ya da….! Karaya vurmuş
paramparça bot artıklarından sonra denizin acımasızlığına karşı kaç kulaç
atarak direnebilmişlerdi yaşamaya.
Yakalanmıştı
insanlığım. En suçsuz hallerimle, hem de suçüstü.
İnsanın insana
yaptığına, savaş bezirgânlarına, tacirlere, tüccarlara, saraylara, sultanlara
binlerce lanet okumak, yetmiyor.
Yüreğimden taşan öfkeyi
anlatmaya kelimelerim, yetmiyor.
İnsanlığın bu kadar
dibe vurduğu, ahlaksızlığın bu kadar prim yaptığı bu dünyaya daha ne kadar
dayanabileceğimi tahmin etmeye aklım yetmiyor artık.
Soruyorum kendime,
insanlığın sınırı nerde başlar?
Hatice ENGİN

canın yandığında yanıyor demek lazım.demiş hatice.canı yanmayanlar var vicdanı olmayanın canı yanmaz..
YanıtlaSil