Nella Fantasia/Arzu Doğan


           Günlerdir yapılan aralıksız provalara rağmen eseri tam anlamıyla ortaya koyamıyorduk.  Herkes yorgundu ve başarısızlığı kabul etmiştik. O gece prova 23:00 civarı sona ermişti. Gene umutsuz eve dönüyorduk. Ta ki gelen telefona kadar... Sabah 02:00’de stüdyoda acil toplanmamız istenmişti. Oraya vardığımızda neredeyse herkes toplanmıştı ve anlaşılan gene genel, sancılı ve uzun bir prova olacaktı.  Çevreme baktım da, gülümseyen kimse yoktu. Yorgunluktan çok gergindik, çünkü korkuyorduk. Başarısızlık tabii ki kötüydü, ancak biz şeften korkuyorduk. Hem de ölümüne korkuyorduk. Karşısında nefes dahi almaktan korkardım çoğu zaman. Piyanist olmama rağmen karşısında ellerim titrerdi. O gün ise artık tamamen tükenmiştim. Sekiz saat süren bir provadan üç saat sonra tekrar bir prova daha…  Şefin, “hayalet mi gördün? Geç otur da başlayalım” sözleriyle provanın ilk azarını işitmiştim.

           “Herkes hazırsa başlıyorum. Notalara bakmanıza gerek yok, sadece dediklerimi not alın” dedi. Hepimiz elimizde kalem, şefin her dediğini not almaya hazırdık. “Nella Fantasia… 1986 4/4lük bir parça. Ennio Morricone besteledi. Orijinal müziği Gabriel obuasıyla çaldı. “The Mission” filminde soundtrack olarak kullanıldı.  Müzik notalarında bestecinin ayrıntılı açıklaması yok. Bunu çalarken biraz daha legato(1) (yavaş, yumuşak hızda) çalmalısınız. Baştan sona ölçüler. Bu perdeden sadece bu üç notayı belirgin çalın. Burada senkope tam anlamıyla takip edilmeli. O halde buradaki 4/4 lük vuruş. Ama sen bunu alla breve(2) (2/2 notada oluşan ölçü)  çalmalısın”dedi.

             Bu açıklamayı herkes not etmiş, ama kimse bir şey anlamamış, boş gözlerle şefe bakıyordu. Artık kafamız iyice karışmıştı. “The Mission filminde rahip kendi korkusuyla yüzleşiyor, ilkel kabileyle hem de mızrağın ucuyla karşılaşıyordu. O, obua çalarak onların kalplerini kazandı. Söylemek istediğim, O’nun dinleyicileri ilkel insanlardı. Onları tıpkı rahibin yaptığı gibi etkilemelisiniz. Siz şu anki performansınızın kalitesini biliyor musunuz?” deyip piyanonun başına geçti. Haklıydı. Orijinalinden daha hızlıydık ve bir şey eksikti. Notalara tam uysak da bir şey hep eksikti. “Kulağa kötü geliyor, değil mi? Eğer ben ilkel olsaydım, bu performans karşısında ölmüş olurdum” dedi. Hiç sesimiz çıkmadı, çünkü gene haklıydı.  “Öyleyse nasıl çalmalıyım?” dedi. Ve işte bu onun farkıydı. Şef o olmasına rağmen, notalar aynı olmasına rağmen melodi tamamen farklıydı. Bir hışımla yerinden kalktı ve “Hadi o zaman. Rahip gibi olalım ve şunu çalalım. Lütfen herkes gözlerini kapatsın. Önemli olan tempoyu korumak ya da sesin uyumu değildir. Bunlar er geç olacak. Çok sıkı çalışmalı ve çok prova yapmalısınız. İşte önemli olan şu ki, seyircilere ne dinletmek istiyorsunuz? Bu duyguyu, bunu hissedin...” Butonu eline aldı ve “gözlerinizi açmayın. Şimdi sen uzak bir yerden kuşların yankılanan sesini duyabilirsin, akan nehir suyunu. Ve sen, ağaç dalları boyunca güneş ışığının sıcaklığını hissedebilirsin. Sen, yakındaki sincabın hışırtısını duyarsın. Rüzgâr tatlı tatlı eser. Çiçeklerin güzel kokusu rüzgâra karışır, duyarsın…”  Gözlerimiz kapalı, yeşillik bir yerde, doğanın kalbindeydik artık. Rüzgârı, nehri, güneşi kuşları hissediyorduk tüm kalbimizle. “Hissedebiliyor musunuz? İşte cennet burası. Hiç el değmemiş Nella Fantasia’nın dünyasına hoş geldiniz. Kendinizi rahat bırakın. Burada notaları ya da sesleri düşünmeye ihtiyacınız yok. Sadece bunu hissedin. Sadece noktalarda beni takip edin.” Ve başlamıştık çalmaya. “Ses uzaklardan geliyor gibi. Sesi biraz yükselt. Crescendo! Fantasia.Tıpkı bir rüya gibi ! Şimdiyse sesi yavaşça yakına getir. Yavaş yavaş sesin uzakta kaybolmasına izin ver…  Yavaşça…” dedi ve butonu bıraktı. 

                 Evet, çalmıştık! Nasıl yapmıştık? Ben dahil herkes şaşkındı. Tek şaşırmayan şefti. O da daima kendinden ve sanatından emindi. Anlamıştık ki, önemli olan notalar, temel bilgiler kadar önemliydi hissetmek. Hissederek çalmıştık. Çalarken her birimiz içimizdeki Anka kuşunun kanat açmasına izin vermiştik.

                   Bir şef bir orkestrayı, bir orkestra bir ülkeyi etkilemişti bu performans ile. O zaman anlamıştık ki, “SANAT DÜNYAYI BİR GÜN DEĞİŞTİRECEK.!” 
                                                                       10.12.2015 ARZU DOĞAN
.
            


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder