Buz gibi bir kış gününde sıcak çayın davetkâr kokusunda
çatı katından tüm şehri izliyordum. Kar taneleri ne kadar da güzeldi. Ben boş
boş kar tanelerini izlerken tanıdık bir melodi yükseliyordu radyodan. Anlaşılan
geçmişe yolculuk başlıyordu, en güzel anılara... Libertango...
Bir kadın tanıdım Libertango ile... Müzik okulu mezunu...
Mezun olduktan sonra hemen evlenmiş. Ev işi, eş, çocuklar derken 20 yıl boyunca
görmezden gelmiş hayallerini ve kendini. Bir klasik müzik konserinde solo
çalmakmış en büyük hayali. 20 yıl sonra çellosunu eline aldığında ciddi alay
konusu oldu çevresince. Tabi ki ailesi de küçümsedi 20 yıldır çelloyu eline
almayan bu dünyada sadece başkaları için yaşayan kadını. Direndi tüm
aşağılamalara göz yumdu. Kendi orkestra şefi bile "Senin adın ünlü bir
müzisyenin ismi. Söylesene sen bu isimle çağırılmayı hak ediyor
musun?"dedi. Ağladı, çok ağladı, iyi hatırlıyorum. 60 yaşındaydı,
vazgeçmedi. Konserde soloyu kimin çalacağı belirsizdi. Herkes hazırlanırken eşi
gelip götürmek istedi. Direndi. En son yerde sürüklendiğini biliyorum asansöre
bindirilirken.
O zaman şef bir telefon açtı "Gel ve soloyu çal. Bu
ismi hak ettiğini göster." Bu cümle yıldırım etkisi yarattı her iki tarafta
da. Orkestra dehşet içindeydi "Nasıl çalacaktı, deneyimi yoktu."
Kendini arabadan atma pahasına kırmızı ışıkta kaçmıştı kocasından. Geldi,
hayalet gibiydi. Çıktı sahneye, eşi de takip etmişti, sahnenin hemen önünde
dikiliyordu. Bir şeyler mırıldandı, gözlerini kapattı. O sahne rüya gibiydi.
Her telinde güç, çığlık, zafer fışkırıyordu çellonun. Herkes büyülenmişti.
Libertango bittiğinde hepimizin ağzı bir karış açıktı. O ise hepimizden daha şaşkın
"Ne oldu çaldım mı?" diyordu. Bayılmak üzereydi, seyirciyi zor selamladı.
Odaya geçtiğimizde ona çalmadan önce kendi kendine ne mırıldandığını sordum.
"Eşimin hakaretlerini, çocuklarımın umursamazlığını, yirmi yılımı düşündüm.
Başarmalıyım dedim, çünkü bu ismi hak ediyordum." Cevap veremedim gözlerim
doldu, doğru en çok o hak etmişti. Kadın güçtü, zarafetti, zaferdi. Aynı
libertango gibi…
ARZU DOĞAN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder