Dokuzuncu Senfonide Birleşen Hayatlar-Arzu Doğan

          9. Senfoniyi hiç dinlediniz mi bilmem. Dinleseniz o müziğin ahengini, orkestradaki her bir müzik aletinin sesini tek tek ayırt edebilirsiniz. Çok keskin çıkışları vardır. İnsan sesine, özellikle sese duyulan özlemi çok iyi anlatır.  Hatta o zamanlar koro ve orkestra ayrı ve asla birleştirilemez uç noktalar olarak görülürmüş.  Bu ikisi, ilk kez 9. Senfonide birleştirilmiş. Bestecisi kim mi? Tabii ki Beethoven.

          Henüz dört yaşındayken alkolik bir müzisyen olan babasından çok sert bir eğitimle alır piyano derslerini. On yaşındayken Mozart ile tanışır ve Mozart “Bir gün seni dünya tanıyacak” der. Haklı da çıkar. Kısa zamanda her biri eşsiz, ölümsüz eserler besteler. Ne var ki yirmili yaşların başlarında işitme kaybı başlar. Hayatının tam yirmi bir yılı sessiz geçer.  Kimseyle iletişim kuramaz. Ama en ilginci, en muhteşem bestelerini sağırken besteler. Hayal edebiliyor musunuz? Duymazken bir saat yirmi bir dakikalık bir beste, en az yirmi çeşit enstrüman sesleri… Ve hiç duymadan beste yapmak… Bu, muazzam bir güç.  Bir gün notaları temiz kağıda geçiren yardımcısına sorar Beethoven, “Burada ani bir tepe notası var. Bu yanlış mı geçirilmiş?” Yardımcısı, “ Hayır, bu tam size yakışan bir çıkış. Buna ancak siz cesaret edebilirdiniz” cevabını verir.

        Sağırlığı hakkında soru sorulduğunda “Tanrı bana önce muazzam bir işitme gücü verdi, sonra beni sağır etti; ama kafamın içindeki ses hiç susmadı” demiştir. İşitme kaybından önce kulakları öylesine hassastır ki, kaşık, çatal seslerinden, gürültü ve düzensiz seslerden dayanamayıp bayıldığı söylenir. Tanıyan herkes huysuz ve biraz çılgın olduğunu söylese de Beethoven’a büyük bir saygı duydukları bir gerçektir. Beethoven’in hayatını anlatan filmlere de konu olmuş bir sahneyi anlatmadan geçemeyeceğim. Şehirde bir köprü mimari yarışması düzenlenir. Törene pek çok asil, vali, hatta papa katılır. Beethoven da davetlidir. Bin maketin önünde durur, makete bakar ve bastonuyla maketi parçalar. Herkes şaşkındır. Neden böyle davrandığını şöyle açıklar, “Duygu yoktu mimaride”. Görevli, yanındaki yardımcısına not aldırır, “ O köprüyü iptal edin. Beethoven beğenmedi.”

      9. Senfoni. Hayatınızda en az bir kere dinlemeniz gereken eserlerdendir bana göre. Yalnızlık, özlem, güç, biraz asidir ve baş kaldırış vardır. Sessiz çığlıkları duyabilirsiniz.  Bu yüzdendir ölüm döşeğindeyken bir nevi tüm müzisyenlere vasiyeti olan son sözleri. ”Devam edin, sanatı yalnız uygulamayın, onun kalbine nüfuz edin. Bunu hak ediyor, çünkü sadece sanat ve bilim insanı tanrısallığa yüceltebilir.”(1812)

       1812 yılından 1977 yılına gelelim.  9. Senfoni bu kez Güney Kore’de bir erkek çocuğun kalbine gönderir Bethoven virüsünü.  Büyük sel sırasında babasını ve evini kaybeden, annesi tamamen felçli kalan Kang Mae’nin hayatını değiştirir.  Bir gün çevre baskısına ve kendinden büyük çocukların dövüp aşağılamalarına dayanamaz ve sürekli solunum cihazına bağlı olan annesiyle bu dünyayı terk etmeye karar verir. Kang Mae, “rüya mı, halüsinasyon mu, kader mi bilmiyorum? Bir klasik müzik sesi duydum. Kapıyı açtım ve bir orkestra gördüm. 9. Senfoniyi çalıyordu ve şefi gördüm. O bendim. Bu umuttu, güçtü ve ben şef oldum” der. Belki kaderdi bilemiyorum. Yıllar sonra konserinde repertuarına 9. Senfoniyi ekler ve ne acıdır ki konsere yirmi dakika kala düşer, kolu kırılır. Bu şekilde konseri yönetemeyeceğini söyleyenlere,  “Beethoven’a bir vefa borcum var. Kötü şans sadece özel insanların karşısına çıkar ve yenilmeyi bekler. O sahneye çıkın ve kaderinizi yenin. Herkese ne kadar özel olduğunuzu gösterin” der.  Tam dört saat boyunca kırık bir kolla, kimseye belli etmeden yönetir konseri. Tüm aksiliklere rağmen harika bir performans çıkar. Yıllarca, hatta bugün bile bu konser konuşulur.

     Gelelim 2000 yılına… Ben 9. Senfoniyi Kang Mae’den tanıdım bu performansıyla. En zayıf, güçsüz olduğum anda tanıdım o gücü. Hissettim ve hayatım asla eskisi gibi olmadı. Çok ilginç değil mi? 1812’den 2000 yılına kadar birkaç nota kaç kişinin hayatını değiştiriyor, ışık tutup umut veriyor.

           Hocam bir gün bana, “piyanistler yüzük takmaz. Alay ederler” dedi. “Siz niye takıyorsunuz?” dedim.  “Üniversite yıllarımda Beethoven’in anısına aldım güçlü olmak için; ama artık mükemmelim” demişti. O zamandan bu yana piyano çalarken hep yüzük takarım. Güçlü olmak için…


               Hayat çok enteresan. 1812’den bu yana 9. Senfoniyle Beethoven, hepimize birer Beethoven virüsü gönderiyor. İnsanlara umut olan, güçlü yapan… Kang Mae ve ben o virüsü kaptık ve kalplerimize hapsettik. Beethoven’in vasiyetine uyduk, müziğin kalbine nüfuz ettik. 02.01.2015 ARZU DOĞAN



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder