Dar es Salaam’da Renkli Yaşam
Gece çok geç geldiğimiz
için sabah da geç kalktık. Gece yol boyunca evsizlerin sokaklarda,
kaldırımlarda bir örtüye sarınıp yattıklarını gördük. Hava sıcaklığı gece bile
26° idi. İyi ki öyleydi, yoksa nerede kalacaklardı? Metro yoktu ki burada. Gündüz ise sıcaklık
34° civarındaydı.
Elçilikte onarım olduğundan makine sesleri beni çok uyutmadı. Kızım,
geziye Varşova’dan katıldığı için ısı ve bölge farkı onu çok yormuştu. Ayrıca
sınavlarını bitirip geldiğinden uykusuzdu da. Kızımı uykuda bırakıp alt kata
indim. Çevreyi dolaştım, balkonda oturup Hint Okyanusu’nu seyrettim bir süre.
Derken karnım acıktı, tekrar aşağıya
indim. Çalışanlarla karşılaştım ve mutfağın yerini öğrendim. Bina çok büyük ve
kapılar da çok kalın olduğundan mutfağın yeri pek anlaşılmıyordu. Yeşim,
görevlilere söylediği için kahvaltı hazırdı zaten. Yeşim, sabah arkadaşlarla
alışverişe çıkmıştı. Sonra beni almaya geldiler ve birlikte çıktık.
Dar es Salaam, önemli bir liman kenti. Öyle bir karmaşa var ki
şehirde sanki panayır yeri. Herkes sokakta ve ne bulursa satıyor. Rengârenk giysiler
ve karmakarışık trafiği ile çok farklı bir yer. Otobüs ve minibüs arası canlı
renklerle boyanmış araçlarla dolu yollar. Ayrıca motosiklet ve motoguzi denilen
üç tekerlekli taşıtlar da taksi yerine kullanılıyor. Aralardan yılan gibi
kıvrılarak, trafik kurallarına aldırmadan ( zaten kural da yok ya) dalıp
geçiyorlar. Yol kenarlarında 2, 3, 4. el eşyalar satışa sunulmuş. Hepsinin de
kendine göre bakıcı ve alıcısı var.
Yerel giysilerin satıldığı dükkânımsı yerlere de gittik. Otantik
giysiler, kumaşlar dizi dizi sergilenmiş. Çoğu işyerinde kadınlar çalışıyor.
Bazı yerlerde bir taraftan dikiş de dikiyorlar. Birbirinin aynısı izbe, sıcak
ve baraka gibi dükkânlarda kıran kırana pazarlıklarla satış yapılıyor. Hemen
hemen hepsi İngilizce biliyor. Şehir yeşillikler içinde olmasına rağmen çok da
düzensiz ve temizlik de yok. Merkez dışında trafik lambası da yok, polis de.
Metroya da yeni başlanmış, bu yüzden karayolu kullanılıyor ama ralliye çıkmış
gibi gidiyor taşıtlar.
Müslüman ve Hristiyan karışık yaşıyorlar. Bazıları fotoğraf
çektirmek istemiyor, bazıları da para istiyor fotoğraf için. Ya da alışveriş
edin diyorlar. Yoksa fotoğraf da yok. Ama hepsi de sıcakkanlılar.
Hava aşırı sıcak ve nemli… Buradaki gibi esinti çıksın diye
bekleniyor. Epeyce alışveriş yaptık çok renkli dükkânlardan. Pamuklu elbiseler,
hediyelik örtüler, tahta oyma süs eşyaları, taş işçiliği aksesuarlar v.s. “Uru”
denilen Tanzanit taşlı, gümüş süslü makrome bilezikler yeni tanıtılıyor. Eve
yaklaşınca arabadan indik ve sahilde yürüyüp, fotoğraf çektik. Med cezir
olayları yüzünden sahillerde çok değişik manzaralar oluşmuş. Deniz, kayalarda
girinti ve çıkıntılar yapmış, mağaralar oluşturmuş. Elçilikler genellikle
sahilde, ayrıca varlıklılar da bu bölgede güzel evlerde oturuyorlar. Hint
Okyanusu’na karşı, gelip geçen gemileri seyrederek yaşıyorlar.
Akşam yemeğinden sonra biraz sohbet edip odalarımıza çekildik.
Salı günü büyük gündü. Yeşim bizi safariye götürecekti. Arkadaşların zamanı
azdı ve gezilerimizi arka arkaya yapmak zorundaydık. Tanzanya’da 6-7 tane park
alanı var. Biz beş saat uzaklıktaki bir parka gidecektik. Bu yüzden gece yarısı
yollara döküleceğiz. Sabah parka varıp, öğleye kadar gezip, akşama eve
döneceğiz. Erken yatmamız gerekiyor. Bakalım yarın aslanlara yem olmadan
dönebilecek miyiz?
27.01.2014-
AYNUR ARAS
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder