okan koparan ile geleneksel türk sanatları üzerine söyleşi hat minyatür ve tezhip-1

           Yaz başlarıydı. Parkta Filiz Engin’le oturmuş, gazeteye yazacağımız “biraz ara veriyoruz” konulu yazıyı konuşurken can insan, dostumuz Uğur Mamuk geldi buldu bizi.   Biraz hoşbeş, biraz dertleşme, bir iki çay derken Okan’dan söz etti.  Şehrimizden çıkmış, Geleneksel Türk Sanatları’na gönlünü vermiş bir sanatçının varlığı heyecanlandırdı bizi.  Mutlaka tanışmalıyız, dedik ve randevulaştık.  
   Daha önce tanışmamıştık ve parkta buluşacaktık. Birbirimizi nasıl tanıyacağımızı bilmiyorduk ve park her zamanki yaz günleri kalabalığındaydı. Hat, minyatür ve tezhip sanatçısı görünümlü birisini bekliyordum. Doğal olarak gözüm, orta yaşı aşmış, şayak yelekli, gözlük ipiyle boynuna astığı yakın gözlüğü göbeğine kadar düşmüş, parmağında akik taşlı gümüş yüzüğü olan bir beyefendi arıyordu. Ah şu TV dizileri… Ve ah şu peşin hükümlerimiz…  Telefonum çaldı.  Yerimi tarif ettim.  İlk şaşkınlık anının mümkün olduğunca çabucak atlatıp kendimi tanıttım. Karşımda, yukarıdaki tanıma hiç uymayan, gencecik bir adam oturuyordu. Doğal olarak, günlerdir planladığım söyleşi şeklinde bir sürü şey değişecekti. Hitapla başladık değişikliğe.

Filiz Sonsuz - Önce şu hitap meselesini bir halledelim mi? Nasıl hitap etmemi istersiniz? Okan Bey mi Okan mı?

Okan Koparan - Fark etmez aslında ama Okan derseniz sevinirim.

Tam da tahmin ettiğim gibi, gençler samimiyetsiz resmiyeti sevmiyor. Belli ki sohbet güzel geçecek.

Filiz Sonsuz - Şimdi önce, Okan Koparan kim?

Okan Koparan - 86 yılında Düzce’de doğdum. Uzun yıllardır tatile geldiğimiz Burhaniye’ye yerleştik. Ortaokul ve Lise’yi burada okudum. Eğitim aldığım üniversiteden, kendi isteğimle ayrılıp, kendimi bulmak üzere çıktığım yolculukta resim sanatına yöneldim.

Cümledeki “kendimi bulmak için çıktığım yolculukta” sözcükleri dikkatimi çekiyor. Karşımda oturan genç adam, bir derviş ağırlığına bürünüveriyor. Çoğunluğun yerini ve misyonunu çoktan bulduğunu sandığı bir dünyada kendisini arayan insanlarla çok sık karşılaşmıyoruz, öyle değil mi? 
Karşıma çıkan cevheri biraz daha tanıma derdindeyken ben, Kazım Öğün geliyor masamıza. Ben davet etmiştim Kazım Abi’yi, söyleşiye katılır ümidiyle. Aramızda gerçek bir gazetecinin olması iyi olacaktı sonuçta. Kazım Abi ile Okan tanışıyorlar. Burhaniye’den, Burhaniyeli olmaktan söz ediyoruz. Burhaniye’yi neden çok sevdiğimizden… Ve “yabancı” sayılmanın bizleri nasıl yaraladığından… Sonra, söyleşi devam ediyor kaldığı yerden.

Filiz Sonsuz- Biz başlamıştık Kazım Abi, önce dedik Okan sen kimsin bir tanıyalım arkadaş seni. Sevdik de seni tanımadan. Hakkında duyduklarımızla sevdik.

Okan Koparan - Teşekkür ederim.

Filiz Sonsuz -  Önce şunu sorayım,  teship mi, tezhip mi?

Okan Koparan -  Tezhip… Zeheb kökünden gelip, altınlamak anlamına gelir. El yazmaları, kitap bezeme sanatına verilen addır.

Filiz Sonsuz – Tezhip, hat ve minyatür sanatlarının eğitimini aldın değil mi?

Okan Koparan - Şimdi toparlayalım, tezhip, minyatür ve hat, yan dal olarak soyut resim, resim aynı zamanda.

Filiz Sonsuz – Eğitim aldığım üniversiteden kendimi bulmak üzere çıktığım yolculuktan demiştin. Hangi üniversiteydi? Sanat eğitimiydi herhalde?

Okan Koparan -  Hayır, değildi. Anadolu Üniversitesi, Kamu Yönetimi…

Artık emindim, sıra dışı bir genç sanatçı vardı karşımda.

Filiz Sonsuz – Oo… Nerden nereye?

Okan Koparan - Kendi isteğimle ayrıldım. Kendimi bulmak için çıktığım yolda resme ilgim vardı. Ama nasıl bir yoldan gideceğimi bilmiyordum. Mesleki eğitim aşaması öncesinde, yani lisenin son yıllarında, öğretmenler yönlendirici olmalı.  Mesela resim çizen insan  iç mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik, heykel, seramik, geleneksel sanatlar (tezhip-hat-minyatür-kalemişi-yüzeysel tasarım-farsça), sahne dekorları, moda tasarımı ve tekstil eğitimi alabilir Hat resim eğitimi alabilir, seramik, heykel, grafik, endüstri tasarımı alabilir ama bunların hiçbirini biz bilmiyoruz. Buna eminim, şu anda buradaki lisedeki bir çok genç arkadaşım bundan habersizdir. Müzikle uğraşanlar da, sporla uğraşanlar da her zaman bi haber. Durum bu.

Filiz Sonsuz - Aslında iç içe sanatlar ve dallar bunlar öyle mi?

Okan Koparan - Evet, her disiplin birbirine çok katkı sağlıyor.  Ben hat eğitimi aldım fakat minyatür branşı mezunuyum. Hattat’ım diyemem. Haddimi aşmış olurum. Hat ve minyatür branşları ayrıdır. Hat ve minyatür branşının da ana sanat dalı tezhiptir. İki branşta tezhip sanatçısıdır aynı zamanda. Türkiye’nin en ünlü ve ünden ziyade en başarılı kadın ressamlarından Prof. Dr. Tülin ONAT’ın asistanlığını yapıyorum. Dört yıldır. Yani üniversiteye başladığımda yanında çalışma imkanım oldu. Nasip oldu. Ben çok istiyordum bölümü, çünkü liseden sonra bir boşluğum oldu. Evet, herkes bir okul okuyabilir, herkes bir okul kazanabilir. Sistem çok zor. Çok çalışmak gerekiyor. Kendimden biliyorum. Bir sürü genç arkadaşım da bu süreçte. Ama bir puan alıp o puanın uyduğu yer neresiyse oraya gitmek sonraki yıllarda kesinlikle mutsuz bir hayata dönüşüyor. Maddi olarak gelir iyi olsa bile huzur olarak. Çünkü insanlar sabah gidip akşam geliyorlar. Sistem çok ağır, yönetim çok kötü. Şartlar çok ağır. Benim resme ilgim vardı. Bunun üzerine düştüm, Eskişehir’de okuma sürecimde resim kursuna gitmeye başladım. Ama tabii kazanmak çok zormuş.
 Bir sürü ilde sınava girdim. Antalya, Eskişehir, İzmir, İstanbul’da bir sürü okulda girdim. Özel okulda girdim. Belki burs alabilirim ihtimaliyle. Sakarya, Kocaeli… Bunun gibi bir sürü yerde girdim. Ama kesinlikle olmuyor, bir iki aylık ders eğitimiyle olacak gibi değil. Sonrası hırslandım. Bir yıl sıfır sosyallikle çok çalıştım ama yine kazanamadım. Kazanamadıkça hedefim yükseldi. Sonraki sene gözün görebildiği her şeyi çizme aşamasına gelene kadar çalıştım. Zaman geldi 24 saat bir gün dilimi yetmez oldu. Diğer yandan eğer şartlar gereği belleri bükülmeye zorlanan işçi-memur-çiftçi çocuğuysanız ek gelir için bir yerlerde çalışmanız şart. 24 saati iyi kullanmak zorundasınız. Derken hedefim yükseldi. Türkiye’de en iyi iki okullardan biri Mimar Sinan, diğeri Marmara... Mimar Sinan klasik resim eğitimi verir. Marmara bauhous,  Modern sanat eğitimi verir.
 Mimar Sinan klasik resim eğitimi verir. Marmara güzel sanatlar modern sanat eğitimi verir. Dünya modernizme doğru yürüdüğü için ben de tercihimi ondan yana kıldım. Resim okuluna hazırlanma sürecindeyken de, demiştim ya, kendimi bulma yolculuğuna çıktım. Herkes gibi günlük sorunlarım var, onları çok büyüten bir karakterdim. Gezdiğim sergilerde Tezhip sanatı çok ilgimi çekti. Çok ince olması, çok detaycı olması... Öyle bir sanattır ki, bazen bu kayıt cihazı kadar bir alanı tezhip etmek beş gün sürebilir, on gün sürebilir.

Filiz Sonsuz- Büyüteçlerle falan çalışıyorlar, ben araştırma yaparken gördüğüm kadarıyla çok ince…

Okan Koparan- Evet, ben kullanmıyorum ama göz sağlığıma dikkat etmek için gözlük kullanıyorum. Ve 24 saatin bazen ( iş yetiştirmek için ve özenli bir iş çıkarabilmek için) 20 saatini bu şekilde geçirince tarifsiz bir yorgunluk hissediyorsunuz ama şikâyet etmezsiniz kesinlikle halinizden. Masayla gözünüz nerdeyse bir olmak zorunda. Açı dolayısıyla. E tabi beliniz de bu şekilde duruyor. Ayaklar her zaman böyle durmaz ya, bazen geri gidiyor, bazen ileri gidiyor. Ve yirmi dört saatin yirmi saatini bu şekilde geçirince insanda inanılmaz bir yorgunluk oluyor ama bununla beraber ortaya çıkan şeyi gördükten sonra… Tabii sanatı işlerken her motif gurubunun ayrı bir hikayesi var. Çok köklü bir sanat bizim sanatımız. Bizim sanatımız ne kadar bilinmese de insan manevi olarak çok tatmin oluyor.  

Filiz Sonsuz - Ben oraya geleceğim aslında. Merak ettiklerimden birisi o. Şimdi minyatür o kadar değil ama hat ve tezhip özellikle sanki tasavvufla çok yakınmış, iç içeymiş gibi bir algı var. Yanlış değil galiba. Değil mi?

Okan Koparan - Doğrudur evet tasavvufla ilgilidir.

Filiz Sonsuz - Minyatür de mi öyle?

Okan Koparan - Evet, minyatürde…

Filiz Sonsuz - Minyatürü ama daha çok tarihi belgelemek gibi bir misyonu da varmış gibi algılıyorum. Yani olayları resmetmek falan. Minyatürle ilgili soracağım bir soru daha var ama…

Okan Koparan - Benim asıl işim minyatür sanatı.

Filiz Sonsuz - Olayın tasavvuf tarafı baştan beri var mıydı yoksa içine girdikten sonra mı oluşmaya başladı? Ya da oluştu mu? Yani tasavvufa ilgi var mı yoksa sadece ruhu mu dinlendiriyorum, beynim dinleniyor mu?

Okan Koparan- Tasavvuf ilgim sadece mümkün olduğunca okuyabildiğim kitaplardan ibaret benim için. Modern ama inançlı bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Hiçbir zaman hayatımızda bir inkar yoktu. Körü körüne inanmak da yoktu. Bir örnekle açıklamaya çalışayım. Şununla eşdeğer. Hat sanatının birinci konusu dünyadaki en tehlikeli şeyin ne olduğudur.

Filiz Sonsuz - Öyle mi? Hiç öyle düşünmedim ben.

Okan Koparan - Bizim eğitim sistemimizde böyleydi. Hat sanatına giriş dersimde hocamız “Dünyadaki en tehlikeli şey nedir?”  diye sordu. Şimdi burası bir çizim okulu. İsterseniz kafanızdaki en tehlikeli şeyi yani tasavvur ettiğiniz şeyi çizebilirsiniz. İsterseniz yazabilirsiniz, isterseniz konuşabilirsiniz. Ben çizmeyi tercih ettim. Bir arkadaşım yazmayı, başka bir arkadaşım konuşmayı. Bana göre en tehlikeli şey beyindi. Düşünmek, düşünüyor olabilmekti en tehlikeli şey.   Hoca büyük bir sabırla bütün çizimleri ve bütün sunumları inceledikten sonra “Arkadaşlar,” dedi “En tehlikeli şey inanmaktır.” Ama neye inanmak?

Filiz Sonsuz - Neye? Ve hangi koşullarda?

Okan Koparan- Çok sevdiğiniz bir arkadaşınıza inanmak olabilir. Eşinize çok inanmak olabilir. İslam’a yani herhangi bir dine çok inanmak, düşünmeden, körü körüne inanmak olabilir. İslam diye genellemeyelim. Çünkü İslam sanatlarıyla iş yapıyoruz biz. Ama kesinlikle işin tasavvuf kısmındayız. Dini bir eğitim kesinlikle yok. .Çünkü İslâm sanatları işi yapıyoruz Tasavvuf eğitimi alıyoruz diyemeyiz ama sizi belirli bir zaman sonra dingin, mantıklı, naif bir hayata kavuşturduğu kesin. Geleneksel Türk Sanatları bölümünde dini bir eğitim kesinlikle yoktur. Herkes birbirine son derece saygılıdır.

Filiz Sonsuz – Yok, aslında kastettiğim şuydu. Hani TV de dizilerde falan hat sanatıyla uğraşan, hattat rolündeki kişi aynı zamanda bir mutasavvıftır da. Yani bu bağlantı kesin midir? Hep onu merak etmişimdir.

Okan Koparan – Bu bağlantı kesindir diyemem ama güzel sanatlar eğitimi ve icazetini almış bir hattatsa; araştırmacı, geleneklerini iyi idrak etmiş sanatçı ve gönlü güzel bir zattır.   Yaptığımız sanat geçmişiyle çok güzel coğrafyalarda doğmuştur. Osmanlının tezhip, hat, minyatür anlayışı çok değişiktir. Bu Perslerde vardır, İranlılarda ve Japonlarda vardır. Doğu sanatıdır. Sanatın dünyaya doğudan açıldığı söylenir.

Filiz Sonsuz - Tezhipten söz ediyoruz değil mi?

Okan Koparan - Tezhip, hat, minyatür… Şöyle genelleyelim biz konuya hatta açalım. Hat sanatı güzel yazı sanatıdır. El yazmaları, yazma eserler hat sanatıyla yazılır. Hat sanatını icra edene hattat, minyatür sanatını icra edene nakkaş, tezhip sanatını icra edene erkekse müzehhip kadınsa müzehhibe denir. Tezhip zeheb kökünden gelmiş olup altınlamak anlamına gelir. Bezeme sanatıdır. Amatörce söylersek süsleme sanatıdır Yazının etrafını süsleriz biz bu sanatla.

Filiz Sonsuz - Kuranda gördüğümüz noktalamalar da…

Okan Koparan – Noktalamalar da evet, onların hepsinin terimsel isimleri var. İslam sanatları da Kuran-ı Kerim’den çıkmıştır. Fakat modern çağ devam ettikçe bu farklı zeminlere geçmiştir. Mesela bir mekan duvarı gibi. Zeminler çok değişir. Bizim aldığımız eğitimde kağıtlar elde yapılır.

Filiz Sonsuz - Kâğıtlar elle mi yapılır, yani hepsinde?

Okan Koparan - Evet, bu işleri yaparken kağıtları elle yapılır.

Filiz Sonsuz- Kendiniz mi üretiyorsunuz? Hâlâ mı?

Okan Koparan -  Üretim demeyelim de 'murakka' germek diyelim. Bunu toptan üreten bir firma yok varsa da ben bilmiyorum, çünkü murakkaların ömrü yüzyıllar boyuncadır.


HAFTAYA DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder